Bir kürek, bir de yürek: Filibe'den Seddülbahir'e Bigalı Mehmet Çavuş
Filibe'nin Ayran Köyü'nde doğdu, göçle Biga'ya geldi. 4 Mart 1915'te Seddülbahir'de tüfeği bozulunca taşa ve istihkâm küreğine sarıldı. Mustafa Kemal'in raporuna girdi, Enver Paşa madalyasını kendi eliyle taktı; ömrünün sonuna kadar gazilik maaşı almadı.
4 Mart 1915 günü Seddülbahir Kalesi'nin yanındaki dar yolda bir çavuşun tüfeği bozuldu. Önce yerden aldığı taşları attı, sonra eline bir istihkâm küreği geçirdi ve yanındaki askerleri süngü hücumuna kaldırdı. Çavuşun adı Mehmet'ti. Filibe'nin bir köyünde doğmuş, çocukken ailesiyle Biga'ya göç etmişti. Birkaç gün içinde adını bütün Osmanlı duydu; ömrünü ise köyünde, yoksulluk içinde ve devletten maaş almadan tamamladı.
Filibe'den Biga'ya
Mehmet, 1881'de Filibe'ye bağlı Ayran Köyü'nde doğdu. Babası Mustafa Efendi deri işiyle, yani tabaklıkla geçiniyordu. Annesi Feride Hanım, doğumdan sonra vefat etti.
Nüfus cüzdanında: Tabakoğlu Mehmet, baba adı Mustafa, ana adı Feride, doğum yeri Filibe, doğum tarihi 1297 (1881). Görsel: Atlas Tarih, sayı 72.
93 Harbi'nde Filibe Rus işgaline uğramış, Bulgaristan özerk hâle geldikten sonra Türklerin üzerindeki baskı artmıştı. Binlerce Türk yurdunu bırakıp göç yoluna düştü. Anlatılanlara göre iki yüz haneli Ayran Köyü'nün yüz hanesi aynı kafileyle yola çıktı. Kafile uzun bir yolculuktan sonra Biga'nın İhsaniye Köyü'ne, bugünkü adıyla Bahçeli'ye yerleşti.
Mehmet burada, kendisi gibi Bulgaristan muhaciri olan Fatma ile evlendi. Oğulları Hüseyin 1902'de doğdu. Mehmet askerlik için köyden ayrıldığında Hüseyin henüz kundaktaydı. Balkan Savaşı'ndan döndüğünde oğlu, karşısındaki bu yabancıya "baba" demekte zorlandı. Kızı Hatice 1914'te dünyaya geldi. Aynı yıl seferberlik ilan edildi ve 34 yaşındaki Mehmet Çavuş, 27. Alay'ın 3. Taburu'nda, 10. Bölük'te ihtiyat çavuşu olarak yeniden silah altına alındı. Bu alayın askerlerinin çoğu Biga ve çevresindendi.
4 Mart 1915: Seddülbahir İskelesi
Boğaz'ın giriş tabyaları şubat ayında ağır bombardıman görmüştü. 4 Mart'ta İngilizler, sağlam kalan topları tahrip etmek için Seddülbahir ve Kumkale'ye deniz piyadesi çıkardı. Filikalar Seddülbahir İskelesi'ne direnişle karşılaşmadan yanaştı. Kalenin önünden köye çıkan yolu ise Mehmet Çavuş'un müfrezesi tutuyordu. Askerlerin bir kısmı boşaltılmış köy evlerine, bir kısmı kale yıkıntılarının arasına yerleşmişti.
Çatışma 25-30 metre mesafeden yaklaşık üç saat sürdü. Mehmet Çavuş'un tüfeğinin mekanizması bozuldu; taş attı, küreğe sarıldı, askerleriyle birlikte süngü hücumuna geçti. Elleri parçalandı, başından ve sol göğsünden yaralandı, kan kaybından bayılana kadar çarpıştı. İngilizler akşam 18.30'da, gemilerin ateş desteği altında filikalarına binip geri çekildi.
Olayı sonradan kendisi, Biga'da öğretmenlik yapan Uluğ İğdemir'e şöyle anlattı:
Bir ara benim tüfeğimin mekanizması işlemez oldu. Hırsımdan tüfeği attım. Bunu gören bir düşman neferi ayağa kalkarak bana ateş etmeye başladı. Hemen istihkâm küreğini çekerek üzerine atıldım. Kaç kişiyi vurduğumu hatırlamıyorum. Gözümü açtığım zaman kendimi sıhhiye çadırında buldum.
O gün 27. Alay'ın 10. Bölüğü altı şehit, on üç yaralı verdi. Biga'nın Kahvetepe Köyü'nden Puh oğlu Nuh yaralı olarak İngilizlere esir düştü, gemide şehit oldu ve denize gömüldü. Çanakkale Muharebeleri'nin ilk esiri olarak anılır.

Bigalı Mehmet Çavuş, 1915 (fotoğrafçısı bilinmiyor; Wikimedia Commons, kamu malı).
Mustafa Kemal'in raporu, Enver Paşa'nın madalyası
Maydos Mıntıka Komutanı Yarbay Mustafa Kemal Bey akşam Seddülbahir'e ulaştı. Kanlıçeşme'deki sargı yerinde yaralıları dolaşırken olayı öğrendi. Saat 20.30'da Müstahkem Mevki Komutanlığı'na yazdığı raporda çavuşun "tüfeğinin mekanizmasının işlememesi üzerine taşla ve maiyetindekilerle örnek olacak sûrette" düşmana saldırdığını bildirdi ve ödüllendirilmesini istedi. Ertesi gün tümen birliklerine gönderdiği yazıda her alaydan birkaç kişinin Maydos Hastanesi'ne gidip onu ziyaret etmesini tavsiye etti.
7 Mart'ta Enver Paşa hastaneye geldi. Mehmet Çavuş göğsündeki ve başındaki yaraları göstererek "Bunlar iyi olsun, yine vazifemizi tekrar yaparız Paşam!" dedi. Enver Paşa, Gümüş İmtiyaz Madalyası'nı göğsüne kendi eliyle taktı. Nisandaki madalya iradesinde 113 asker yer alıyordu; yüksek rütbeli beş subayın dışında bu madalyayı alan tek kişi Mehmet Çavuş'tu.
Mehmet Çavuş, Maydos Hastanesi'nde. Göğsünde madalyası görülüyor. Görsel: Atlas Tarih, sayı 72.
Haber 6 Mart'ta gazetelere düştü ve hızla yayıldı. On üç yaşındaki Nazım Hikmet, 7 Mart tarihli "Mehmet Çavuşa" şiirinde ona şöyle sesleniyordu: "Kurşun bitip tüfeğin de kırılınca / Düşmanına taş attın." Mustafa Kemal de 1918'de Ruşen Eşref'e bu dönemi anlatırken "hep ağızlarda işitip okuduğumuz bir Mehmet Çavuş" diyecekti.
"Bir kürek, bir de yürek"
Bu söz Mehmet Çavuş'la özdeşleşmiş durumda. Biga Belediyesi'nin sayfasında "Bir yürek bir de kürek yeter" biçiminde geçer, anma törenlerinde de sıkça tekrarlanır. Ancak arşivlere ve tanıklıklara dayanan, Tarihî Alan Başkanlığı'nın 2021'de yayımladığı kitapta söz onun ağzından aktarılmıyor. Kitabın sunuşunda yalnızca, vatan söz konusu olunca "bir kürek ve kocaman bir yürekle" nelerin yapılabileceğini gösterdiği yazılır.
Yani sözün ilk kez kim tarafından, ne zaman söylendiği belli değil. Küreğin kendisi ise belgeli: hem kendi anlatımında hem de torunlarının ve köylülerinin hatıralarında var. Torunu Ayşe Gözlü, ona yemek götürdüklerinde şöyle dediğini hatırlıyor: "Kızım elimde bir şey kalmadı küreği aldım kürekle harp ettim."
Cepheye dönüş
Kendisine verilen istirahat iznini kullanmadı, 19 Mart'ta alayına döndü. 25 Nisan'da Arıburnu çıkarmasında düşmanı ilk karşılayan birliklerden biri 27. Alay'dı. Mehmet Çavuş artık takım komutanıydı. Mayıstaki bir taarruzda kolundan yaralanıp İstanbul'a gönderildi, iyileşince yine birliğine katıldı. 27 Kasım 1915 gecesi, karla fırtınanın ortasında Bombasırtı'ndan çıkan keşif kolunun başındayken bir kurşun onu üçüncü kez yaraladı.
Askerlik hayatı toplam 16 yılı buldu. Bahçeli'den Çanakkale'ye 27. Alay'a giden on üç kişiden yalnızca altısı köye sağ döndü.
Ben para için savaşmadım
Mütarekeden sonra terhis olup köyüne döndü. Çocukları onu tanımadı, evde istemedi; anneleri ikna etti. Evinin önündeki dutlukta ipek böcekçiliği ve çiftçilik yaptı. Soyadı Kanunu çıkınca, baba mesleğine atfen Tabakoğlu soyadını aldı. Köyde ağrıyan dişi çeker, hasta hayvana bakar, karşılığında bir şey kabul etmezdi.
Bir gün evinin önüne askerî bir araç geldi, maaş bağlamak için onu Çanakkale'ye götürmek istediler. Cevabı şu oldu: "Ben para için savaşmadım, vatanım için savaştım. O parada tüyü bitmemiş yetim hakkı var. Ben o hakkı yemem."
1942'de yaşlanmış ve yedi kişiyi geçindiremez hâle gelince, yakınlarının ısrarı ve çocuklarının hatırı için başvuruya razı oldu. Ama başvuruyu yürüten avukat çıkacak paranın yarısını isteyince vazgeçti. Sonraki başvurular da sonuçsuz kaldı. Resmî kayıtlar ve tanıklar, ömrü boyunca gazilik maaşı almadığını doğruluyor.
Karla kaplı bir günde 18 Mart törenine gitmek için çarıklarını giydi, eşinin itirazına rağmen yola koyuldu; damadı onu yoldan geçen bir kamyona bindirdi. Tanıkların anlatımına göre 1950'de Biga'ya gelen İsmet İnönü bir isteği olup olmadığını sorduğunda "Sağlığınızı dilerim Paşam" demekle yetindi.
Son yıllarında kendisi de bakıma muhtaçken Alzheimer hastası eşine baktı. 3 Şubat 1964'te kızı Hatice onu ocağın başında ölü buldu. Fatma Tabakoğlu on üç gün sonra vefat etti ve aynı mezara defnedildi. İlk mezar taşına "Çanakkale Fedakârı Mustafa oğlu Mehmet Çavuş" yazılmıştı.
"Mehmetçik" adı ondan mı geliyor?
Sıkça öyle yazılıyor, ama kesinleşmiş bir bilgi değil. Andrew Mango ve Şerafettin Turan, adın bu olayın yankısıyla yaygınlaştığı görüşünde. Ömer Arslan da kitabında, Trablusgarp ve Medine rivayetlerini yerinde bulmayarak bu görüşe yaklaşıyor. Yine de ATASE kataloglarında adın geçtiği bir belge bulunmuyor. Bu yüzden en doğrusu "adın yaygınlaşmasına ilham verdiği düşünülüyor" demek.
Kaynaklar arasındaki farklar
Bu hikâyede birkaç ayrıntı kaynaktan kaynağa değişiyor:
- Doğum yılı: Mezar taşında ve bazı ansiklopedilerde 1878 yazılı. Ömer Arslan bunu hata sayıyor ve 1881'i veriyor; Biga Belediyesi de 1881 diyor. Askerlik kütüğü bulunamadı, ancak nüfus cüzdanında da doğum tarihi Rumî 1297, yani 1881 olarak yazılı.
- Müfrezenin mevcudu: Mustafa Kemal'in raporunda "yarım takım" geçiyor. Yayınlarda 15-20 ile 30 arasında sayılar var. Kitaptaki müfreze listesinde 28 ad bulunuyor.
- İngiliz kaybı: Haberlerde 23 ölü, 25 yaralı, 4 kayıp rakamı dolaşıyor. Binbaşı Palmer'ın raporunda ise üç ölü ve bir yaralı var.
- Kırşehirli Mehmet Çavuş: 64. Alay'dan bu çavuş, Arıburnu'nda aynı dönemde savaşan başka bir kahramandır. İkisi sık sık karıştırılır.
Bugün Bahçeli Köyü'nde anıt mezarı ve eski köy okulunda bir savaş galerisi var. Her 3 Şubat'ta mezarı başında, her 4 Mart'ta Seddülbahir'de anılıyor.
Ruhu şad olsun.
Kaynaklar
- Ömer Arslan, Çanakkale Fedakârı Bigalı Mehmet Çavuş, Kültür ve Turizm Bakanlığı / Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı, Ankara, 2021. Yazıdaki bilgi ve alıntıların ana kaynağıdır.
- Ömer Arslan, "Bigalı Mehmet Çavuş'un Hikâyesi: Mehmetçik Adı Nereden Geliyor?", Atlas Tarih, sayı 72, Aralık 2021-Ocak 2022. Dergi sayfaları ve yazıdaki nüfus cüzdanı ile hastane görselleri: Gazete Çan, Bigalı Mehmet Çavuş Atlas Tarih Dergisinde.
- T.C. Biga Belediyesi, Mehmet Çavuş.
- Haberler.com, Bigalı Mehmet Çavuş 101 Yıldır Unutulmadı (Mithat Atabay'ın açıklamaları, 2016).
- Son Dakika, Kaşdemir: Bigalı Mehmet Çavuş Gibi Bir Yürek, Bir de Kürek Yeter.
Kapak fotoğrafı: Seddülbahir Kalesi, 1915. The War Illustrated, 19 Haziran 1915; Wikimedia Commons (kamu malı).
Yorumlar (0)