Emekliliğin ilk sabahı: Saat altıda uyanan adam
Otuz yıl boyunca her sabah aynı saatte kalkan biri için emekliliğin ilk sabahı nasıl geçer? Biraz hüzün, biraz tebessüm, bolca çay.
Otuz bir yıl boyunca saat altıda kalktım. Önce çalar saatle, sonra alışkanlıkla. Emekli olduğum günün ertesi sabahı da gözüm tam altıda açıldı. Tavana baktım, kalktım, tıraş oldum, gömleğimi giydim. Kravatı bağlarken hanım kapıda belirdi:
— Nereye böyle?
Durdum. Gerçekten de nereye? Servis gelmeyecekti, kart basılmayacaktı, kimse "günaydın şefim" demeyecekti. Kravatı çıkarmadım ama. Mutfağa geçip ilk kez acele etmeden kahvaltı ettim. Domatesin tadı bile başka geldi.
Çay ocağının özlemi
İlk haftalar zor geçti, yalan yok. Saat onda canım çay ocağındaki Hasan Efendi'nin demli çayını çekti. Öğlen bir arkadaşı arayıp "Yemeğe çıkıyor muyuz?" diye soracakken hatırladım, o hâlâ çalışıyordu. Akşamüstü saat beşte kendimi pencere önünde servisin geçtiği yolu seyrederken buldum.
Torunum bir gün sordu:
— Dede, sen artık hep tatilde misin?
Güldüm. "Evet" dedim, "ama bu tatilin dönüş bileti yok."
Yeni bir düzen
Sonra yavaş yavaş kendi düzenimi kurdum. Sabahları cami avlusundaki çay bahçesine gidiyorum; bizim gibi emekliler toplanıyoruz. Kimimiz öğretmen, kimimiz şoför, kimimiz memur. Herkesin anlattığı bir "bizim zamanımızda" var. Gazete paylaşılıyor, tavla oynanıyor, bazen de sadece susup güneşe bakılıyor.
Balkonda domates, biber yetiştirmeye başladım. Hanım ilk yıl "Bu domatesler kaça mal oldu biliyor musun?" diye takıldı. Bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. Kendi diktiğin domatesin fiyatı olmaz.
Bugün
Hâlâ saat altıda uyanıyorum. Ama artık kravat takmıyorum. Kalkıyorum, çayı demliyorum, balkona çıkıp sokağın uyanmasını izliyorum. Servisler geçiyor, okul çocukları koşuyor, fırından ekmek kokusu geliyor.
Otuz bir yıl boyunca bu sabahları hep pencerenin öbür tarafından görmüşüm. Meğer ne güzelmiş.
Bu yazı, Anılar bölümünü başlatmak için derlenmiş örnek bir anlatıdır; kişiler ve ayrıntılar temsilîdir. Sizin de anlatacak bir anınız varsa Paylaş sayfasından gönderin, burada sizin adınızla yayımlayalım.
Kapak fotoğrafı: Tuncaybayram, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons
Yorumlar (0)
Siz de anınızı ya da hikâyenizi paylaşın
Biçimlendirerek yazın, gönderin; ben okuyup gerekirse sizinle konuşur, onayınızla yayımlarım ve yayımlanınca e-postayla haber veririm.